17 Temmuz 1999, Cumartesi




Ben şarkıyı gebertirim

Mutlu TÖNBEKİCİ

İsrail'den ithal arabeskçi Linet, son albümünde Bodyguard filminin müziğini de seslendirdi

Linet, İsrail'den ithal ettiğimiz bir yetenek. İsrail'de doğup büyüyen Linet altı yıldır Türkiye'de. Annesi eskilerin ünlü Türk Sanat Müziği şarkıcılarından Leyla Özgecan. 70'li yıllarda İsrail'den teklif geliyor. 'Burada Türkiye'den gelenler şiddetle Türk Müziği istiyor, gelip çalışır mısınız,' diye. Böylece Leyla Hanım Türkiye'deki sanat hayatını sona erdiriyor ve kocasını ve iki çocuğunu da alıp İsrail'e gidiyor. İki yıl sonra Linet dünyaya geliyor. Evde hep Türkçe konuşmuşlar, İbraniceyi ilkokula başlayınca öğrenmiş Linet. Sonra annesinden şarkı söylemeyi öğrenmiş. Tabi ki Türk Sanat Müziği... Beş yaşında sahneye çıkmış. On yaşında ilk albünün yapmış. Sonra konservatuara gidip batı müziğini de öğrenmiş. Askerlik de bitince ver elini Türkiye. Bütün röportajlara ve çekimlere annesiyle gidiyor. ‘‘Hülya Avşar'ın ilk günleri gibi’’ diyorum, ‘‘benim annem kimseyle kıyaslanmaz,’’ diyor. Askerliğini acemi birliğinde sadece bir ay yapmış. O yıl fazla kız varmış, erken terhis etmişler. Ama yine de 'her kadın yapmalı,' diyor başka bir şey demiyor. Bugünlerde üçüncü kaseti çıktı. Fantazi kraliçesi Linet soul kraliçesi Whithey Houston'ın iddialı şarkısı ‘‘I will Always Love You’’nun Türkçe versiyonu ile karşımızda.

Nerden çıktı bu Bodyguard filminin müziğin söylemek? Siz fantazici değil miydiniz?

- Ben Türk Sanat Müziği eğitimi aldım. Hep alaturka söyledim. İnsan büyüdükçe farklı tarzları keşfediyor. Batı, soul müziklerini dinledim. Mariah Carey, Whitney Houston, Celine Dion... Onlara kendimi ses olarak da tarz olarak da çok yakın hissediyorum...

Ortaya karışık yapayım mı dediniz?

- Tabii... Ben altı dilde şarkı söyleyebilen bir sanatçıyım. Yetiştiğim ülkede yani İsrail'de her türden insan, müzik tarzı vardı. Buna alışığım ben. Batsın Bu Dünya'yı da okurum, Bodyuard'ı da. Beğendiniz mi Bodyguard'ı?

Çok güzel, çok başarılı... Bundan etkilendiğim için buradayım zaten... Diğer şarkılarınız tarzım değil.

- Ben iddia ediyorum Whitney Houston'la karşı karşıya gelsem yine okurum, hatta düet yaparım. Ben Bodyguard'ı yaparken bir mesaj verdim. Türkiye'de ‘‘ben bu tarzı beğenmiyorum, dinlemiyorum’’ diyenlere ‘‘Linet bu tarzı da okuyabiliyor’’ dedim. Ne olduğumu ispat etmek için. Ticari değil, yeteneği göstermek için yaptım. Sizin gibi entel takılan insanlara Linet nasıl Bodyguard'ı okur göstermiş oldum...

Teşekkür ederim yani...

- Doğru ama... Ama altı sene sonra ancak ele aldın beni işte... Niye altı yıl önce gelmedin?

Herkes herşeyi beğenmek zorunda mı canım?

- Doğru... Ama ben yaptığım tarzdan memnunum. Türk insanı oynamayı seviyor. Darbukaları duyunca yerinde duramıyor. Ben açıkçası alaturkalığı çok seviyorum. Gidip sauna yaptıracağımıza hamamlarımızı restore edelim. Amerika'ya özenmeye hiç gerek yok. Ben museviyim ama Türküm yani.

Siz neden bir Amerikan şarkısı okudunuz o zaman?

- Benim ne olduğumu şimdiye kadar çok iyi anladı Türk halkı. Bodyguard'ı da bu yüzden okudum. Benim için tek kural var: Ben bir şarkıyı elime aldığım zaman o şarkıyı gebertirim. Çok iyi okur yorumlarım. Hangi tarz hangi dil olursa olsun... Benimle kimse kıyaslanamaz o yüzden. Ben içimde hangi cevheri taşıdığımı çok iyi biliyorum. Bana arabeskçi, fantazici diyorlar. Öyle bir imaj oldu. Ama iddia ediyorum Bodyguard'ı kimse benim kadar iyi okuyamaz. Benim diyen popçulardan hiç biri öyle okuyamaz. Ben her tarz okurum. Allahına kadar okurum.

Buna güvenerek mi İsrail'den Türkiye'ye geldiniz?

- Çocukluktan beri idealim Türkiye'ye gelmekti. Türk örf ve adetlerine göre büyüdüm. Türkiye'deki gibi...

Mutasıp mı?

- Öyle mi denir? Tutucu yani... ‘‘Namus! Namus!’’ lafları hep havalarda uçuşurdu yani. Herkes çıkıyor ben evde oturuyordum. Bu arada ben alaturka öğreniyorum ve çok seviyorum. Anneme baskı yapmaya başladım gidelim diye. İki kadın ne yaparız, hala dışında akraba da yok. Büyük bir korku. Ben İsrail'de her tarz okuyordum. Orhan Gencebay'ı mı sevdim, yarı Türkçe, yarı İbranice okuyordum. Bir gelişimizde Orhan Gencebay'la tanışmak istedim. İzini bulduk, gittik. Kasetimi dinledi, çok beğendi. Hemen anlaşma yapalım dedi. Ben iş yapalım diye gitmemiştim aslında. Herşey kısmet işte.. Türk filmi gibi. Sonra İsrail'e döndüm okulumu bitirdim, askerliğimi yaptım ve geldim.

Para pul?

- Tabii olmaz mı... Ben İsrail'de iyi kazanıyordum... En üst kademede bıraktım geldim.

E niye geliyorsunuz o zaman?

- Cahillik işte. Ama insan cahillik etmeyince bir yerlere gelemiyor. Al gülüm ver gülüm gibi olmaz... Pardon, öyle değildi o laf... El bebek gül bebek demek istiyorum. Ama kısmete de çok inanırım. Kazara olmaz hiç bir şey. Plan program da yapacaksın tabii. Ben orda üç daire sattım Türkiye'de ayakta kalmak için.

Satma plan programı mı oluyor bu şimdi?

- Daha var çok şükür.. Onu da sattırmaz inşallah... Ben hálá piyasaya giremedim. Orhan Gencebay ile iki kaset yaptık ama mesela sahneye çok çıkamadım. İş ortamına ayak uyduramadık.

Ne gibi?

- Mesela birden işimize son veriliyor. Neden diyorsun kimse cevap vermiyor. İzmir Fuarı'nda bir gazinoda çıkıcam, bir kadro var, fakat ertesi gün patron ‘‘kimse seninle çalışmak istemiyor. Korkuyorlar. Sesin çok güzel. Kusura bakma!’’ diyor. Neyse sonra biri kabul etmiş. Şimdi ismi lazım değil ama assolist o olacakmış. ‘‘Senin masan yok,’’ dediler. ‘‘Evden masa mı getirecem’’ dedim. Adam gülsün mü ağlasın mı şaşırdı. Sonra öğrendim tabii ne demekmiş. Neyse onu da kabul ettim. Çıkıcam, yok o şarkıyı okumasın, yok bunu okusun diye assolist habire karışıyor. Ben de o gece çıktım, ben ayrılıyorum dedim, şarkılarımı okudum ve veda ettim. Dört gün çalıştım. Çok çalışmışım di mi?

Ayak oyunlarını öğrendiniz mi?

- Öğrendim ama ben yapmıyorum. Türkiye'de dört dörtlük hiç bir iş yok. İsrail'de albümümün tüm prodüktörlüğünü ben yapıyordum. Burada ‘‘yarın çekim var,’’ diyorlar. Hem de klip çekimi. Hazırlık yapıldı mı, bana soruldu mu? Yok. Planlı programlı gitmesi lazım. İsrail çok düzenli, çok dakik. Burada saat veriyor 3'le 5 arası. Üç mü beş mi? İki saat var arada. Alışamadım yani.

Peki mutlu musunuz pişman mısınız geldiğinize?

- İnsan hiç bir yerde hiç bir zaman mutlu olamaz. Mutluğu istikrarlı olamaz. Her yerin avantajı ve dezavantajı var. İsrail'in dezavantajı Türk müziğini tanıtmak için çok mücadele etmek gerekiyordu. Bu çok yorucu. Türkiye'de verilen sözlerde durulmuyor. Linet hanım size ayak uyduramıyoruz diyor stüdyodakiler. Saat kaç deniyorsa gidiyorum, ama benden başka gelen yok. İnsanlar yoksa çok güzel, bağrına bastı mı tam basıyor.