![]() |
Hadi Uluengin: Radyo barış yalan... ![]() Hadi ULUENGİN
Daha önce de ısrarla belirttim, haklısı ve haksızı vardır ama adı üstünde savaş bu, ‘temiz’i yoktur ! Hiçbir zaman olmamıştır. Olmayacaktır da...
Nitekim, 2. Dünya Savaşı sırasında müttefik uçaklar Nazi işgali altında yaşayan Avrupa'yı bombalarken kurunun yanında pekçok yaş da yanmıştır.
Üstelik o vakitler şimdiki gibi ‘cerrahi bıçak’ atan ‘akıllı füzeler’ hak getire, pilot Hollanda'da tren makası veya Belçika'da silah fabrikası üzerine mi geldi, manivelaya göz kararıyla basmıştır. Geniş bir alanı tahrip etmiştir.
Dolayısıyla, yüz binlerce masum insan kim vurduya gitmiştir.
Bu yüzden de, başta Fransa'daki Hitler işbirlikçisi Vichy hükümeti adına yayın yapan Paris Radyosu, bilimum hıyanet odakları bine bin katarak İttifak devletlerinin sivil halkı kasten öldürdüğü yönünde propaganda yürütmüştür.
Gestapo onayından geçmiş antenler, gazeteler, dergiler yalan kusmuştur.
Buna karşılık, direnişçileri omuzlayan BBC her Fransızca neşriyata ilkin ‘Paris radyosu yalan, / Paris radyosu yalan, / Paris radyosu Alaman’ anonsuyla başlamış, ardından da bombardımanların stratejik zorunluluğunu vurgulamıştır.
Büyük Churchill'in ‘kan, gözyaşı ve ızdırap’ sözlerini hatırlatarak zaferi kazanmak için böylesine olumsuzları göğüslemek gerekeceğini kaydetmiştir.
Zaten, mağdur ulusların ezici çoğunluğu kendi kurtuluşunun ancak bu sayede gerçekleşebileceğini anladığından hain propagandaya metelik vermemiştir.
Tersine, yıkılan evine, yanan okuluna, gömülen ölüsüne rağmen gökten düşen her cismin onu selamete biraz daha yakınlaştırdığının bilincinde olmuştur.
Tıpkı bugün Kosova Arnavutlarının olduğu gibi...
* * *
EVET, soykırım ve etnik temizlikten kaçarak Arnavutluk'a, Makedonya'ya, Karadağ'a sığınan Kosovalıların ‘kahir ekseriyeti’ bugün şunu haykırıyor:
Bombalamaya devam edin!
O Kosovalılar ki Müttefik harekatın başlamasıyla birlikte yurtlarından kovuldular ve NATO uçaklarının yanlış hedefleri vurması ertesinde kendi masumlarını yollarda bıraktılar, İttifak'ın savaşı sürdürmesini istiyorlar.
Çünkü onlar farkındadır ki, tekrar insanca yaşamanın ve katili yargılamanın tek yolu Çetnikleri yenilgiye uğratmaktan geçmektedir. Gerisi laf-ü güzaftır.
Bunu sağlayabilmek için de bedel ödemek gerekmektedir. Şimdiye kadar zaten fahiş fatura imzalamış olmasına rağmen, kuru ekmeğe katık acı soğan ve mülteci çadıra yamalı battaniye, yiğit Kosova daha fazlasını da ödemeye hazırdır.
Yeter ki kurtuluş günü gelsin!..
* * *
PEKİ, hal böyleyken size n'oluyor tuzu kuru ve ödlek ‘sulhperestler’?
İşte ortada, olayın ilk aktörü ve esas mağduru olan insanlar bombardımanın devamını ve savaşın fiilen kazanılmasını isterken, siz ne halt etmeye Papaz Jackson'unuzu Miloseviç'in poposunu yalaması için Belgrad'a yolluyorsunuz?
Nazi uşağı Paris radyosuna rahmet okutan bozguncu tv istasyonlarınızla, avanak gazete manşetlerinizle, eyyamcı post-modern teorisyenlerinizle, hangi akla hizmet ‘barış, barış’ diye ahkam kesiyorsunuz?
Ne cüretle Çetnikbaşı'nın dümen suyuna giriyorsunuz ve elmalarla armutları kasten karıştırarak can-ı gönülden O'nun 5. kol propagandasını yayıyorsunuz ?
İşte 1938 Münih teslimiyetçiliği ve işte 1940 Churchill kararlılığı, siz tarihten bir nebze ders almadınız mı ki, işgal altındaki Avrupa'nın kurtuluşu kendi başına düşen müttefik bombalarında aradığını gizlemeye çalışıyorsunuz?
‘Sulhperestler’, siz ‘barış’ palavracılığı arkasına saklanarak zalime kol kanat geriyorsunuz ve siz mağduru sırtından hançerliyorsunuz.
‘Radyo barış yalan, / Radyo barış yalan, / Radyo barış Slobodan !... ’
|