12 Ocak 1999, Salı




Teke Tek





Fatih ALTAYLI

Yılmaz ve ülkücü mafya

Anavatan Partisi Lideri ve 55. hükümetin çetelerle mücadele eden Başbakanı Mesut Yılmaz'a bir sorum var bugün.

Dünkü yazımda, daha sonra öldürülen ülkücü mafyanın önde gelen isimlerinden Ümit Ölmez'in Mesut Yılmaz'ın 1991 yılında Anavatan Partisi Kongresi öncesi verdiği yemek sırasında Ankara Emniyeti tarafından yakalandığını yazmıştım.

Çetelerle mücadele etmekle övünen Mesut Yılmaz'a sormak istiyorum: Anavatan Partisi Genel Başkanlığı'na aday olduğunuz kongreden birkaç gün önce verdiğiniz yemekte, mafya üyesi Ümit Ölmez'in ne işi vardı?

Ümit Ölmez'in o dönemki ilişkileri malum. Haluk Kırcı, Kürşat Yılmaz ve dolayısıyla Abdullah Çatlı ile Ölmez'in dostlukları bilinen bir şey. Ümit Ölmez bu yemek sırasında polis tarafından yakalandığı için, yemeğe katıldığı ortaya çıktı. Peki bu yemekte Ümit Ölmez dışında, Haluk Kırcı veya Abdullah Çatlı da davetliler arasında mıydı?

Ümit Ölmez'in kongre öncesi verdiğiniz yemeğe katılmış olması, kazandığınız bu kongrede Abdullah Çatlı ve ekibinden yardım gördüğünüz yolundaki iddiaları destekleyen bir görüntü değil mi?

Bu olay nedeniyle dönemin Ankara Emniyet Müdürü Hasan Özdemir'e bozulduğunuz ve başbakanlık koltuğuna oturur oturmaz ilk iş olarak Özdemir'i Ankara'dan uzaklaştırdığınız doğru mu?

Bunlar aslında çok basit sorular, ama Mesut Bey'in bunlara yanıt verebileceğini hiç sanmıyorum!

Tarikatlar Uluğbay'ı yedi

Ecevit, Tansu Çiller'e ve dolayısıyla tarikatlara boyun eğdi.

Milli Eğitim'de cumhuriyet tarihinin en büyük reformunu yapan Uluğbay'ı ekonomiden sorumlu devlet bakanı yaptı.

Çünkü Uluğbay, MEB'de mürteci taifesine göz açtırmıyor, yıllardır bu önemli kurumda kurdukları hegemonyayı yıkıyordu.

Tansu Çiller, tarikatlarla yaptığı pazarlıkta verdiği sözlerden ilkini tuttu. İrtica buradan kök salacakmış, genç nesilleri buradan vuracakmış, Tansu Çiller'in umurunda değil.

Kendi çocukları Amerikan vatandaşı ya!

Paçaları sıkışınca Amerika'ya kaçabilir ya!

Gerisi hikâye... Tansu'ya ne bizim evlatlar elden gitmiş.

Amerika'daki mallar elden gitmedikçe Çillerler'e karada ölüm yok.

Şimdi gözümüz Milli Eğitim'de. Yeni Bakan Metin Bostancıoğlu'nun üzerinde.

Bakalım Uluğbay'ın icraatını sürdürecek mi, yoksa bakanlığı tarikatların dümen suyuna mı sokacak?

Göreceğiz...

Savcı arıyorum!

Prpfesör Doktor Ahmet Ağırakça'yı deşifre etmem, mürteci kesimde infiale neden oldu. Dişler dışarda, salyalar akıtarak saldırıya geçtiler.

Demek ki, doğru düğmeye basmışım.

İstanbul Üniversitesi'nde hâlâ ve her şeye rağmen evlatlarımızı zehirlemeye devam eden Profesör Ahmet Ağırakça'nın müthiş sözlerinden bir demeti daha, adının başında ‘‘Cumhuriyet’’ kelimesi olan savcılarımızın ve eğer ilgilenirse YÖK'ün dikkatine sunuyorum. Bakın Profesör Doktor Ahmet Ağırakça ne yazıyor:

‘‘Demokrasi ile İslam'ın uzlaştırılıp karıştırılmaması gerektiğine dikkat çekmek isterim. Demokrasi beşerin tanrılaştırıldığı bir sistem olarak İslam'a verebileceği bir şey olmayan bir sistemdir...’’

Prof. Doktor Ahmet Ağırakça'nın yazdıkları bu kadar değil.

Bakın bir başka yerde ne diyor Ahmet Ağırakça:

‘‘Hilafet tarihe karışmamıştır. Ümmetlerin hayatında 70-80 yıl gibi bir dönem çok uzun ve çok önemli değildir. Önemli olan bu boşluğun bugün görülmüş olması ve yeniden ihya edilmek istenmesidir...’’

Bu adam İstanbul Üniversitesi'nde profesör.

Devletten maaş alıyor, unvan alıyor. Ve çocuklarımızı zehirliyor.

Neredesiniz savcılar?

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Doğru söylemenin yalan söylemekten kolay olduğunu anladığımız zaman.