15 Ocak 1998, Perşembe




Amiral Bristol Hastanesi (2)

Turgay ŞEREN

Hatırlayacaksınız , bir hafta önce büyük sancılar içerisinde bir yazı yazdım. Bu yazı onun mutlu bir devamı. Belkemiğimde bir rahatsızlık var. Bu doğuştan değil. Uzun zamandır süren kalecilik devrimden kalan bana en büyük miras. Bizlerin zamanında bugünkü gibi çim sahalar yoktu. Bugünkü gibi antrenman imkanları hele hiç yoktu. Daha önce de defalarca söyledim. Bugünkü futbolun kıskandığım tek yönü çim sahalar. Artık Türkiye'de her şey Avrupaileşti. Biraz da futbolcularımızın kafası Avrupalı gibi düşüncelerle dolu olsa inanıyorum ki, her Dünya Kupası, Avrupa Kupası finallerinde Türk Milli Takımı yerini alır.

Evet gelelim esas konumuza... Belimdeki bu rahatsızlıklardan kanal daralmaları oluştu. Yere düşmekten belkemiğim kemiklikten çıkmış, adeta onarılmaya muhtaç bir hale gelmiş. Sağolsun bundan iki yıl önce Prof.Dr.Ali Çetin Sarıoğlu fevkalade bir ameliyatla beni sıhhatime kavuşturmuştu ama zamanla ameliyat yerimin yukarısında aynı olay tekrar gerçekleşti. Sonuç, bir ameliyat daha gerekiyordu. Ameliyat deyip geçmeyin. Ne de olsa insan şöyle bir irkiliyor. Benim çok iyi destekçilerim vardı. Öncelikle sevgili doktorum Ali Çetin Sarıoğlu ve onun ekibi. Ve de başımdan hiç ayrılmayan tüm tıbbi sorularıma elinden geldiğince cevap vermeye çalışan dostum Prof.Dr.Haluk Saner. Dedim ya, ben şanslıydım. Amiral Bristol Hastanesi'nin ismi değişmiş, Amerikan Hastanesi olmuş. Zira benim o hastaneye giriş, çıkışım arasından tam 40 yıl geçmiş. Şöyle bir gerilere bakıyorum, bu 40 yılda neler olmuş, neler. Ama rüzgar gibi gelip, geçmiş. Bizim rahmetli Metin Oktay'la bir hayat prensibimiz vardı. Hep ‘‘Hayat hoş, gerisi boş’’ derdik.

HAYAT HOŞ, GERİSİ BOŞ

İkinci ameliyatım tabii ki, önce Tanrı'nın, sonra Prof.Dr.Ali Çetin Sarıoğlu, anestezi profesörü Moiz Bahar ve ekibi tarafından fevkalade geçti. Ameliyat öncesi çektiğim acıların büyük bir bölümü yok oldu. En mühimi de, dostum Prof.Haluk Saner ameliyathanede başucumdaydı, beni yalnız bırakmadı. Böyle dostane ilişkiler ne güzel şeydir biliyor musunuz? İnsanlara güç verir, yaşama azmi verir.

Moiz Bahar, anastezi profesörü. Tıbbi yönü fevkalade. Bir de siz onun insani yönünü görseydiniz. Beni bayıltırken, gözlerinin içindeki dostluğu, bana yardım etme hissini, arzusunu görseydiniz hayran kalırdınız. Bütün bunlar benim 5-10 saniye içerisinde ameliyat masasında büyük ışıklar arasında gözlerimin önünden sinema şeridi gibi geçti. Sonra kendimi kaybettim. Ayıldığımda tekrardan hayatımı kazanmıştım. Yaşama azmim vardı, çalıma azmim vardı. Ve her geçen gün daha iyiye gideceğimi biliyordum. Şimdi evimdeyim. Yürüyebiliyorum. Eski şikayetlerim çok ama çok azaldı.

Bakın size biraz da Amerikan Hastanesi'ndeki hizmetten söz edeyim. Hastabakıcıların güler yüzlülüğünden, iyi niyetinden, yardım etmek için yarıştığından bahsetmek isterim. Doğrusu hepsine teşekkür ederim. İnan Kıraç benim Galatasaray Lisesi'nden küçüğümdür. Uzun zamandır onu görmemiştim. Geldi, benimle bir saat oturdu. Okuldan, siyasetten hayattan bahsettik. Ve pekçok dostum, pekçok sevdiğim kişi beni unutmadılar. Ben de yaşadığım sürece onları kesinlikle unutmayacağım. Ne demiştik, ‘‘Hayat hoş, gerisi boş.’’