9 Ocak 1998, Cuma



Dileriz gerisi gelir...

Oktay EKŞİ

Yıllardır günde en az iki kere, yani evden işe, işten eve gidip gelirken Harp Akademileri Komutanlığı yazılı görkemli bir kapının önünden geçerim. Yolun bir tarafında da Altıncı Kolordu Komutanlığı vardır.

Dikkatimi her gün asker siluetli bir pano çeker. Onun altında da ‘‘Burası askeri bir yasak bölgedir’’ anlamında bir uyarı vardır.

Yıllar önce bir gün, Harp Akademilerinin o tarihteki komutanına ‘‘Paşam, genellikle oradan tedirginlik içinde geçiyorum. Arabam bozulsa, çevreye biraz meraklı bir gözle bakacak olsam, başıma bir şey gelecekmiş gibi hissediyorum. Oysa Harp Akademileri benim kurumum. Karşısındaki Kolordu da öyle... Bizlere bu hissi veren yanlışı neden ortadan kaldırmıyorsunuz?’’ dedim.

Komutan zarif biriydi. Ama yine de sözlerime kızdığını belli edecek sözler söyledi. ‘‘Tedirginlik için hiçbir sebep bulunmadığını’’ vurguladı. Belli ki durum onun açısından normaldi. Ben de üstelemedim.

Bizlerden rahatsızlık duyduğunu düşündüğüm dünyanın kapıları, Genelkurmay Başkanlığı Genel Sekreteri Tümgeneral Erol Özkasnak imzalı bir çağrı mektubuyla, son birkaç gün boyunca basına açıldı. Ankara'da Kara Harp Okulu, Mızıka Astsubay Hazırlama ve Sınıf Okulu, İstanbul'da Harp Akademileri Komutanlığı, Kuleli Askeri Lisesi, Deniz Harp Okulu ve son olarak da Hava Harp Okulu gezildi. Ben bunlardan ‘‘öğleden sonra’’ya düşenler hariç hepsini dolaştım.

Duvarların ve o itici uyarı panolarının ardında meğer, kendisini Türk hisseden herkesin iftihar edeceği gerçekler saklıymış.

Gezi izlenimlerini benden önce kaleme alan arkadaşlar da yazdılar:

Silahlı Kuvvetlerimiz'e gelecek yıllarda komuta edecek gençler, son derece iyi koşullarda ve sadece çağdaş askerlik bilgileriyle değil, geniş ufuklu ve aydın bir vatandaş için gerekli bilgilerle de donatılmış olarak yetiştiriliyorlar.

Anladığımıza göre, eğitimde Çinliler'in iyilik yapma metodu benimsenmiş.

Bilirsiniz Çinliler iyilik yapmak istediklerine balık vermeyi değil, balık tutmayı öğretmeyi tercih ederlermiş. Bizim askeri okullarda da bilgilerin hap yapılıp öğrencilere yutturulması metodu çoktan terk edilmiş. Sivil okullarımız hâlâ öğretmenin dedikleri ve kitapta yazılı olanlar çerçevesinde dönüp dururken onlar çoktan ‘‘öğrenmeyi öğrenme’’ yani bilgiyi bulma, oradan sentez ve analize ulaşma metoduna geçmişler. Bilgi çağının komutanını yetiştirmeye çoktan başlamışlar. Üstelik bunu durumdan görev çıkartarak, yani kendilerinin ürettiği bir politikanın gereği olarak değil, sivil kesimin hâlâ uygulayamadığı Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planı'nın bilgi çağı insan tipi konusunda verdiği tanıma uyarak yapmışlar.

İtiraf edeyim: Yanıyoruz, bitiyoruz diye her gün dövünmekte olduğumuz Türkiye'de böyle çağdaş dünyayı yaşayan kurumlara sahip bulunduğumuzu görmek beni çok rahatlattı.

Basın mensuplarının okullara götürülmesiyle başlayan bu ‘‘açılma’’ hareketi, keşke Silahlı Kuvvetler'in her kademesinde ve halka açılarak devam ettirilse...



[Ana Sayfa] [Gündem] [Ekonomi] [Dünya] [Yaşam] [Dizi] [Spor] [Yazarlar] [Ekler] [Standart karakterler]