27 Kasım 1997, Perşembe



Baba, kaderimiz aynı

Hürriyet'in 19 yıl sonra buluşturduğu Ergin Yüksel ile Mehmet Scholl, dün ikinci randevularında 45 dakikaya bir ömür sığdırdı.

Tam 23 saat sonra baba- oğul tekrar buluşmuştu... Randevu saati geldiğinde, baba Ergin Yüksel'in heyecanı gözlerinden okunuyordu. Antrenmandan dönen Mehmet Scholl'u karşılayan İstihbarat şefimiz Esat Yılmaer, ikinci buluşmayı otel kafeteryasında gerçekleştirdi. Kısa süre gazetecilere poz veren baba-oğul, otel odasının yolunu tuttu..

İşte o sırada büyük kıyamet koptu. 8 kişilik asansörün kapısında gazeteci ordusu vardı. Ergin Yüksel, Mehmet Scholl, Matheaus'un yanında sadece HÜRRİYET vardı. Kapıda kalanlar ısrarla yukarıya çıkmak istiyor ancak güvenliğin engeline takılıyordu. Ardından Aumann geldi ve güçlü kollarıyla barikatı geri püskürterek asansörün kapısını kapattı.

İkinci kata çıkan baba- oğul minik Metehan ile birlikte arkadaşlarımızın isteğini kırmayıp fotoğrafı çektiriyor ve odaya çekiliyordu.

Bundan sonraki 45 dakika baba-oğulun yıllar süren özleminin dönüm noktasıydı.. Bakın neler konuşuldu...

Yüksel: - Bana imza verirken beni tanıdın mı?

Mehmet: - Tanımak ile tanımamak arasında gidip geldim. Emin değildim ama hissettim. Tekrar tekrar baktım ve gerçeği sonunda öğrendim.

Mehmet: - Ağabeyimle görüşüyormuşsun, beni neden aramadın?

Yüksel: - Senin meşhur olman beni engelledi. Ağabeyinle görüşüyorum ve senin hakkında sık sık bilgi alıyorum. Seni arayamamamın en büyük sebebi üvey baban oldu. Ağabeyin Bozkurt'a ‘‘Bana baba de’’ diye çok baskı yapmış. O yüzden Bozkurt sorunlu büyümüş.

Yüksel: Ağabeyin sıkıntı içinde büyüdü. Neden ona yardımcı olmadın?

Mehmet: Onunla çok ilgilendim. Doğrusu son zamanlarda çok istedim ama bir türlü yardım edecek yolu bulamadım. Otelcilikle uğraşıyormuş, bana söylesiydi, onu en güzel otele yerleştirirdim.

Mehmet: Kaç yaşındasın. Kaç çocuğun var?

Yüksel: 55 yaşındayım. 6 çocuk oldu. Maalesef bir takım kuracak sayıya ulaşamadım.

Mehmet: Dede olduğunu biliyor musun? İkimizin de kaderi aynı. Benim de oğlum var.

Yüksel: Biliyorum. Hatta evlilikdeki kaderimiz de aynı. Bana kızıyorsun ama sen de boşanınca çocuğunu annesine bıraktın.

Mehmet: İstanbul çok güzel bir yer. Artık fırsat buldukça geleceğim.

Yüksel: Deden ile baba anneni görmen için izin alabilirmisin. Bir sonraki uçakla gitsen olur mu?

Mehmet: Hayır kesinlikle izin vermezler. İzin istemem bile yersiz. Ama söz veriyorum, bu işi organize edin, yaz tatilinde gelip ikisini de göreyim.

Mehmet: Sana özel telefonumu vereceğim. Bundan böyle sık sık görüşelim.

Yüksel: Hangi takımı tutuyorsun? Mehmet: Fenerbahçeliyim. Sen hangi takımı tutuyorsun?

Yüksel: Beşiktaşlıyım. (Bu sırada Scholl suratını asıyor). Özel ricam var. Türk insanı duygusaldır. Seni ismen tribüne çağırırlarsa, bizzat giderek selamla.

Mehmet: Maça mutlaka gelmeni istiyorum. Beni bir de canlı seyret.

Yüksel: Bayern'den memnunmusun? Mehmet: Çok memnunum. Bana büyük paralar veriyorlar. Zaten şunun şurasında 6-7 yıl daha top oynarım. Şu anda hayatımda iki önemli unsur var. Birisi futbol, birisi de oğlum. (Scholl daha sonra kendisiyle konuşan HÜRRİYET mensubuna, ‘‘Kariyerimin son yıllarında Türkiye'de oynamak isterim’’ dedi.

Mehmet: Bizi küçükken kaçırmak istemişsin.

Yüksel: Evet bunu düşündüm. Ama sonra sizlerin istikbalini düşünerek vazgeçtim. Çünkü o yıllarda Türkiye'de hayat şartları çok zordu. Aslında kanunen annen suçluydu. Ben istesem sizi getirebilirdim.

Mehmet: Seni çok özledim. Gel bir sarılayım.

Mehmet: Bana yığınla insan geliyor, mektup gönderiyor ve yakınım olduğu söylüyor. Kimisi babam, kimisi ağabeyim, kimisi ablam olduğunu söylüyor. Ben ise akrabalarımı tanıdığımı söyleyerek bunu reddediyorum.

Yüksel: Hani küçükken ağabeyinle senin bir köpeğiniz vardı, hatırladın mı?

Mehmet: Hatırlamazmıyım, sonra onu çok sevdiğimiz için bize bırakmıştın.

Bu sırada Scholl küçük kardeşi Metehan'a dönerek yanağından makas alıyor ve ‘‘Hangi takımı tutuyorsun’’ diye soruyor. Metehan ‘‘Fenerliyim’’ cevabını verince sarılıp öpüyor. Ardından bir forma hediye ederek, daha sonra sana çok çok göndereceğim diyor. Bu arada 4 yaşındaki küçük Metehan ‘‘En büyük Mehmet bizim Mehmet’’ diye bağırınca baba- oğul kahkahaya boğuldu.

Mehmet Scholl bir merakını daha dile getirerek, ‘‘Diğer kardeşlerim nerede’’ diye sorunca baba şöyle cevaplıyor:

- Onlar her halde kardeşleri Mehmet ile değil, meşhur olan Mehmet Scholl ile tanışmak niyetindeydi. Çünkü bana üvey kardeşleri Metehan'ı yanımda getirmememi söylediler. Ben de reddedince gelmediler. Kendilerine çok kırıldım.

Konuşmanın sonlarına gelinmişti... Baba oğul tekrar birbirine doyasıya sarılıp öpüştüler ve az sonra katılacakları basın toplantısı için odadan ayrıldılar.