17 Kasım 1997, Pazartesi



Beyaz Kelebekler'den Kelebek Modaevi'ne

1960'lı yılların sonları... Altı erkek ve bir kadından oluşan Beyaz Kelebekler adlı bir grup, çıkardığı 45'liklerle müzik dünyasında boy göstermektedir. Üniversitede okuyan altı genç; Altan, Rıfat, Behzat, Ender, Bülent ve Ercüment tarafından kurulan Beyaz Kelebekler'in ciddi bir sorunu vardır: Kadın solistlerinin hepsi gönlünü bir erkeğe kaptırıp, evinin kadını olmaktadır. Bu durumdan bezmekle birlikte, yeni bir kadın solist arayışına girerler. Bu arada onlara çok yardımcı olan müzisyen Turgut Akyüz de gruba katılır.

Öte yanda, Beyoğlu'nda okuldan sonraki saatlerde bir konfeksiyon mağazasında çalışan, ayrıca Türk Sanat Müziği dersleri alan bir genç kız, dayısı tarafından ilk defa bir gazinoya götürülür ve orada Beyaz Kelebekler'i izler. Ertesi gün işe gidince arkadaşlarına onları anlatır. Ülkü Üst'ten başkası olmayan bu genç kızın bilmediği, Beyaz Kelebekler'le aynı hocadan ders alıyor olmalarıdır. Üstelik hocası gruba solist olarak kendisini önermiştir... ‘‘Tesadüfe bakın. Beni dayım iki gün önce gazinoya götürüyor. İlk defa gazinoya gidiyorum ve Beyaz Kelebekler'i dinliyorum. Ayy! Bunların solisti ben olsam, ne kadar güzel ben de beyazlar giyerim, onlarla şarkı söylerim, diyorum. Hatta işyerimdeki arkadaşlara anlatıyorum. Birkaç gün geçmeden Turgut Akyüz geliyor ve bu teklifi yapıyor! Ben de ailemle konuşayım, dedim. Onayladıktan sonra beni Taksim Gazinosu'na götürdüler. Orhan Gencebay da oradaydı. Beni dinleyip beğendiler. Gencebay eliyle OK işareti yaptı. Çıkıp şarkı söylediğim zaman tirtir titriyordum. Sesimle, sempatikliğimle beni sevdiler...’’

Ülkü Üst'ün Beyaz Kelebekler'e 1969 yılında katılması işte böyle olur.

KELEBEĞİN KANADI KIRILIYOR

Ülkü Üst'le birlikte beş altı 45'lik yapan grup, 1970'te turneye giderken korkunç bir kaza geçirir. Grubun üç elemanı Rıfat ve Altan Eke kardeşler ile Behzat Kutlu'nun öldüğü kazadan sonra, grup yeniden canlandırılmaya çalışılır ama nafile... Üst, ‘‘Aşka Vakit Yok’’ adlı bir single doldurur. ‘‘Çok güzel günlerdi. Zaman zaman tartışıyorduk. Piyasa müziği yapıyorduk. Hocalarım ise beni radyo için hazırlıyorlardı. Ama şöhret ağır bastı... Böyle çalışırken, bir ayrılık oldu. Tek başıma Türk Sanat Müziği söylemem, yeni arkadaşların gelmesi grubun yeniden toparlanmasını engelledi. Çevre kıskançtı, bizi koparmayı başardılar. Şimdiki aklım olsa yumruk olurdum...’’ diye anlatıyor.

Bu arada, Bursalı zengin bir ailenin yakışıklı oğlu Ali Sarpkan'a gönlünü kaptırır. ‘‘Onu çok sevdim ve seviyorum. Kocama bağlandım, 25 senedir evliyiz. Müziği bıraktım ama içim ağladı...’’

HEM DİKERİM HEM SÖYLERİM

Evlendikten bir süre sonra dinleyicilerini özler, sıkılmaya başlar Ülkü Sarpkan. Kendini oyalamak için, eski mesleği olan konfeksiyona döner. ‘‘Evde ufak ufak başlamıştım ki kayınvalidem bir dükkan verdi bana. Bir iki makineyle profesyonelce başladım dikmeye. Bu arada yardım dernekleri toplantılarında şarkı söylemeye başladım. Zamanla bu da profesyonelce olmaya başladı. 10 senedir hem dikiyorum, hem şarkı söylüyorum...’’

Bursalılar önceleri şarkı söylediği için ayıplamışlar onu. ‘‘Ne demek efendim, sanat bu. Allah bunu belirli kişilere veriyor. Herkese vermiyor ki! Siz sanatı nasıl bastırabilirsiniz, cehalet. Şimdi, yeni yeni alışıyorlar, hak veriyorlar bana...’’ diyor.

Sarpkan'ın küçük dükkanı şu anda Kelebek Modaevi. Daha çok gelinlik ve gece elbiseleri üzerine çalışıyor. Çok iddialı. Diktiği giysilerin tasarımlarını da kendi yapıyor. Ve gece elbiseleri dikip, onlarla yeniden sahneye çıkmak istiyor.

Ne diyelim, Beyaz Kelebekler nur içinde yatsın, Allah Ülkü Sarpkan'ı da muradına erdirsin.